| Hakki's profileSemiosisPhotosBlogLists | Help |
|
SemiosisHakki Ocal 6/29/2009 Başbuğ’a ayar!Burası öyle bir ülke ki, suç delilleri arama sırasında polis tarafından arama yapılan yere yerleştirildi! Burası öyle bir ülke ki, polis şimdi arama yaparken, suç delillerini kendisinin yerleştirmediğini kanıtlamak için kendi kendisinin videosunu çekiyor. Başbuğ’un değersiz kağıt parçası dediği yazının da derin devletin suç örgütünün avukatı iken sanığı olan birinin evinde bulunuşu da böyle filme alınmış. Bu avukatın sanık ilan edilerek evinde-işyerinde arama yapılması kararı eğer durduk yerde, keyfi olarak alınmadı ise bir istihbarata dayalı olarak alınmış olmalı. Ki daha sonra yapılan aramada birisi Genelkurmay’da hazırlandığı öne sürülen bir toplumu biçimlendirme planı olmak üzere bir çok suç kanıtı bulunduğu ifade edildi. Şimdi eğer bu planı Genelkurmay’da ilgili daireler hazırlamış olabilir mi? Olabilir. Çünkü daha önce de hazırladılar. Bu seferki planı da yine TSK’nın hazırladığı kuşkusunun toplumda bu kadar kolay oluşmasının sebebi, asker-sivil laik-opizitivist merkez seçkinlerinin, seçilmiş siyasetçiler üzerindeki veto yetkilerinin devamı için ellerinden gelen herşeyi yapmakta olduğu kanısıdır. Ertuğrul’undan Altaylı’sına, Ekşi’sine, merkez seçkinlerinin tümünün güvencesi, TSK’nın “buna izin vermeyeceği” anlayışı değil mi? TSK bunu nasıl yapacak? Eskisi gibi zart-zurt darbe yapılamadığı için yargı görüntüsü altındaki kurullar eliyle bir ölçüde yapıyorlar. Ama bu kurullar, ilelebed bu işi götüremez ve “bu gidişe dur diyemez.” Bu gidişe dur demek için, bir yardan mitinglerle, bir yandan derneklerle, bir yandan basın-yayın organları ile ve arada bir de 28 Şubatlarıyla duruma merkezden müdahale ediyorlar. Şimdi eğer bu tür hazırlıkların ve uygulamaların içinde olduğu geleneksel olarak bilinen muvazzaflar-emekliler yeni bir plana başvurdularsa, ve bunun “belgesi” ortaya düştü ise, bir anlamda iki elleri çörek kavanozunda yakalandılar demektir. Yapacakları ilk şey “darbenin belgesi olmaz!” hesabınca bu belgeyi reddetmek olacaktır. Eğer bu belgeyi merkez cuntası hazırlamadı ise, başka cuntaların avukatalığını yapan tecrübeli bir “hukukçu” nasıl olur da eline gelen böyle bir belgeyi saklar! Avukat Serdar Öztürk, bu tür bir belgenin sahte olduğunu ilk bakışta anlar; ve hemen altındaki imza sahibini uyarır; bu belge anında yok edilir. “Hele dursun bir kenarda bakalım kim Dursan ağbi adına belge düzenlemiş!?” denir mi? Şimdi önce başbakan, sonra adalet bakanı ve günül sonunda da MİT müsteşarı genelkurmay başkanına elbette polisin avukat Serdar Öztürk’ün evinde arama yapmasıyla sonuçlanan istihbaratları aktarmış olmalılar. Bundan bir şey çıkar mı? Unutmamak gerekir ki burası aynı zamanda öyle bir ülke ki, genelkurmay başkanları, kağıt üzerinde emirleri altında ama gerçekte kendi denetimleri dışındaki cuntaların korkusuna evden sefertasıyla yemek getirdiler. 6/17/2009 TÜBİTAK’in bir “derin devlet” çetesi olduğu unutulmamalıNe kadar mükemmel bir zamanlama birader! Emekli subaylardan aldığı “destek” ile işletim sistemi üreten bilim kurumumuz, şimdi de dünyada bir eşi bulunmayan sahte belge makinası yapmış! Erke Dönergeçi’ni de bunlara yaptırtsa Ergenekon! Ne işler oluyor yahu.. Ama dediğim(iz) gibi Korporatizm’in böyle kolayca bir iki mahkemeyle, bir iki soruşturma ile ve bir kaç ay gözaltı ve tutukluluk ile yenileceğini sanmıyorduk. Değil mi? Darbenin belgesi!İki lafından birisi, "irtica'ya karşı ordu güvencesi" tezine dayalı olan, kripto Ergenekoncular, şimdi ağabeylerini, amcalarını, paşalarını nasıl savunacaklarını bilemiyorlar! Eğer bir "eylem planı" yapılmışsa, bu bilgisayardan çıktı olarak alınmışsa, bunun fotokopisi olsa ne olur? Olmasa ne olur? Daire başkanı albay, yaptığı toplantılar derlediği öneriler ışığında "Plan"ı oturup elyazısıyla kaleme almadı ya? Bir bilgisayarda yazdı. O bilgisayar ve dosyalar da--eğer silinmedi ise--hala Genelkurmay ağında ve yedek teyplerinde duruyor olmalı. Aramada bulunan belge fotokopi olsa ne olur Fatih efendi, olmasa ne olur? Bilgisayar çıktısının orijinali ile fotokopisi arasındaki farkı anlatır mısın bize? Öğrenelim? Bu adamlar herkesi aptal sandıkları için ülkeyi hala 1920'lerin siyasal düzeyinde tutuyorlar, tutmak istiyorlar. 6/13/2009 Deniz Kurmay Kıdemli Albay Dursun ÇiçekDeniz Kurmay Kıdemli Albay Dursun Çiçek’in evi aransa neler çıkar, kimbilir! 5/24/2009 Lafın tamamı aptala söylenir!Duran ERDOĞAN / Ahitv Haber Sitesi
Atila Erdemir ‘O Esprinin Duayenidir’Güldürmek ve gülümsetmek işlevini üstlenenleri genelde komedyen palyaço yada soytarı gibi sıfatların maliki olarak değerlendiriyoruz. Ola ki, bizleri güldüren, gülümseten kişinin yazarlık sıfatı varsa, o zaman düşünme, düşünürken de o konuda çıkartılacak ibretlik kıssa, hisse, daha açıkçası ders olmalı... Aksi halde okur, yazarın anlattıklarını anlayan, gerekli mesajı algılayıp çözemeyen sıradan bir yaratık olmaktan öteye gidemez. “ Lafın tamamı aptala söylenir” kapak başlıklı bir kitap elime geçti. Önce rastgele açtığım bir kaç sayfada Kurugöl, Dalakçı, Mucur ve Kırşehir gibi yöremizin adlarını gördüm. Düşündürü içerikli ve 240 sayfalık bu kitabı bir çırpıda okudum, güldüm ve düşündüm... Okurken kültürümüzü yeniden yaşayıp, geçmişimizle geleceğimiz arasında gönül köprüsü kurdum. Kitaptaki telefondan yazarı Atila Erdemir’i arayıp uzun - uzun konuşup, tanıştım. Mucur ve Kırşehir Halk Kütüphanelerinde kitaplarını bulamadığımı , mümkünse tarafıma yollamasını rica ettim. 10 kitabından ( mevcudu tükenen birisi hariç ) 9 kitabını yolladı. 10 Mayıs 2008 Cumartesi günü Kırşehir Ahi Tv den kameraman Durmuş Kardeş ve spor spikeri Murat Aydemir’le birlikte yapımcı ve sunulucuğunu üstlendiğim ‘Kültürümüzün 40 Pınarları’ proğramının çekimini bizzat İstanbul Şişli’deki kendi evinde gerçekleştirip, yayınladım. “Kimdir Atila Erdemir ? “ kitaplarının ilk sunuş sayfasındaki “Laf Kıtlığında Asma Budamak“ başlıklı yazılarında kendisini şöyle anlatıyor: “ Mucur’un Gümüşkümbet köyünde 1933 de doğmuşum. Çocuğun, adamdan sayılmadığı dönemlerin son kalıntısıyım. Şefkatten yoksun büyüdüm. Hep, ortaya ( vasata) razı oldum. Eğitmen Okullarında, Deneme Okullarında, köylerde okudum. Geçer notlarım ucuna eklene eklene günün birinde mühendis oldum. Otuz bir sene iki ay çalıştıktan sonra emekliliğimi istedim. Bir maaşa talim ederek, hep kitap okudum. Yıllardır kitapçıları dolaşarak, Türk Mizahını eve taşıdım, satır satır okudum ve defalarca hatmettim.” 5/15/2009 Seeing everything backwards!Of all the places, on NRO, Barbara Lerner writes about "Turkey in the Mirror." The correct title should be "Turkey in the rear-view mirror" because she sees everything reversed! I cannot say no more--following WFB's 11th commandment, and assuming Barbara Lerner is a conservative! But after WBF both the NRO and the magazine leave too much to be desired.
5/10/2009 Sansüre Sansür.. Mücadele et..5/8/2009 Kemalist Korporatizm’in Uygar Çehresi
Obama’nın Beyaz Saray görevlilerine verdiği emri hatırladım bu haberi okurken: “Ailenin köpeği aileye aittir; Beyaz Saray görevlilerinden hiç biri köpeğin bakımı için kızlarıma yardımcı olmayacaktır!” Sağımız solumuz derin devlet!“O” Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt. “T” ise Ergenekon Terör Örgütü'nün firari sanığı AKP Balıkesir eski Milletvekili Turhan Çömez:
Eminim ki savcı Osman Paksüt’ün ifadesini alabildiği ilk anda ona “çay içilen” bu kişinin kim olduğunu soracaktır. Ve yine eminim ki bu kişi, TSK’nın ya yeni emekli olmuş, ya da muvazzaf bir üyesidir. 4/22/2009 "Can humanity survive over the long term without religion?"
4/19/2009 “AKP’ye kalsa Ergenekon çoktan kapanırdı ama bu iş onları aştı”
4/3/2009 Hala Ergenekon.. Hala aktif!
ve Haberi okuyalım:
Ve şu haberle birleştirelim; BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşının ölümüyle sonuçlanan helikopter kazasıyla ilgili şok bir belge ortaya çıktı. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, helikopter kazasından sadece bir saat sonra yayınladığı basın bülteninde, enkazın yerini tam olarak tespit ettiğini belirtiyor. Ne sonuca varabiliriz? Hala Ergenekon, Hala aktif.. Ve bunlarla mücadele etmeyen bir partinin iktidarda olduğunu hatırlayalım! Halkın yerel seçimlerdeki uyarısına hala sebep arıyor musunuz? 3/26/2009 Artistlik yapma!Uğur Dündar'ın oturup düşünülmüş, hasar-kontrolü amaçlı çıkışını izledik. Herkes bir tepki gösterdi; adalet bakanı "anlayışla" karşıladığını açıkladı. Bence en güzel tepkiyi Aktif Haber okuyucu Tayfun Talipoğlu veriyor:
3/24/2009 Puşt bunların hepsi, puşt!Aşağıda demişiz ki:
Eksik söylemişiz.. Sandık başındaki Ergenekon çetecisinden önce aslan gibi gazeteciler veya 1938 Basın Kurultayı'nda benimsenen tanımlama ile "devrimin gazeteci erleri" olduğunu unutmuşuz! İşte AKP oylarını azaltmanın başka bir çaresi:
(Bu şeref de Erbakan'a ve kızına yeter de artar bile!) Yüksek Seçim Kurulu üyeleri bal gibi Türkçe biliyorlar.. Ama amaçları başka..İhsan Dağı, Zaman'da çıkan "YSK üyeleri ya Türkçe bilmiyorlar, ya da amaçları başka" başlıklı yazısında, şöyle diyor:
Doğrudur, kimse inanmaz buna. Kemalist Korporatizm'in devamını sağlamakla görevli ve amaçla birinci vazifesi hukuk üretmek olan kurumlardan Yüksek Seçim Kurulu isimli olanının yasaya ve mantığa açıkça zıt bir kararı neden aldığını anlamak için aldığı ikinci karara bakmak gerekir. YSK, sandık başında görev yapacak parti gözlemcisi kadınların İslamî bir tarzda giyinmesini yasaklamakla, seçime hile karıştırmaya şahit olabilecek parti temsilcisi sayısını azaltmak istemeekte değil midir? Bazı yerlerde bazı partilerin başı açık kadın gözlemci bulamadıkarını göreceğiz üç gün sonra! Bu yerlerde halkın iradesini çarpıtmak ve AKP'nin oylarını az göstermek, CHP ile MHP'nin hatta DTP'nin oylarını çok göstermek için--hala bir takım kamu kurumları ve özel örgütler içinde faaliyetini bütün hızıyla sürdüren Ergenekon tipi çetelerin eliyle--girişilebilecek hilelerin, düzenbazlıkların yapılabileceğini tahmin etmek de zor değil. Amaç, daha önce bir çok kere denenen ve Ergenekon belgelerinde, iddianamelerde ve sızdırılan telefon görüşmelerinde örnekleri bulunan tarzda, AKP'nin seçimleri kazanmasını önlemektir. Bir kişi nüfus cüzdanında numara yazmadığı için oy veremese, kârdır Kemalist Korporatizm için. Bu mahallî seçimler Ergenekon soruşturması ve Türk halkının mevcut şekliyle TSK'ya kadşı güveninin bir tür referandumu niteliği kazandığı için, AKP oylarının mümkün olduğu kadar az çıkmasını sağlamak, birinci amaçtır Ergenekon'un hala devam eden kanatları için. Bir jandarma komutanı veya ordu komutanı emekli oldu ve foyaları ortaya döküldü diye, bu işler tümüyle bitti mi sanıyorsunuz? 3/21/2009 Son çırpınışları..Yine bir sözüm-ona “yüksek” kurul; yine bir halk egemenliğini kısıtlamaya yönelik karar.. Ama bana öyle geliyor ki, Ergenekon soruşturmaları (yargılamaları değil.. Çünkü mahkemelerin hala Kemalist Korporatizm’in etki alanında olduğu görünüyor) ile birleştirilince, bu yerel seçimlerin aldığı referandum niteliği sebebiyle, seçim sonrası dönem tam bir hesaplaşma dönemi olabilir. Hala korporatizm’in çarpışmadan çekilmeyeceği korkumu koruyarak, çok aydınlık bir geleceğin de ilk işaretlerini görmüyor değilim. 3/18/2009 Telefonu açar ordu komutanı, "Bana bak vali, o emniyet müdürüne söyle ayaklarını keserim haa!" der, tak kapatırEski Ege Ordu Komutanı.. Eski 1'nci Ordu komutanı.. 2001 yılında Orgeneral olmuş.. 2004 yılında, yani şurada 4-5 yıl önesine kadar, TSK'nın beş-altı en büyük komutanından biri imiş.. Hurşit Tolon.. Ses kayıtlarına bakın:
Celalettin dediği İstanbul Emniyet müdürü.. Vali dediği İstanbul valisi.. Molla dediği, genel kurmay başkanı.. Ki "molla" dediği kişi, sivil irade ile seçilmiş hükumetin, meclisin karşısına Anayasa Mahkemesini, savcıları, sanayi odalarını diken kişi! Peki ne değişti? Ne gibi bir değişiklik oldu ki, şimdi 2009'da TSK'nın en üst beş-altı üyesinin bu zihniyette olmadığı gibi bir iyi niyet besleyebilelim? Nereden biliyoruz seçime üç gün kala, Yüksek Seçim Kurulu denen bir diğer yüksek kurul eliyle, malum kişi ve kuruluşların nüfus cüzdanlarında vatandaşlık numarası yazması zorunluğunu getirmediklerini? Seçime yaklaştıkta, mahalli seçim olmasına rağmen, CHP'nin de, MHP'nin de tamamen eriyeceği anlaşılıyor ve buna karşı kimbilir nerelerde "molla" edebiyatı bütün hızıyla sürüyor. Bizim bilmediğimiz yerlerde, başka Hurşit Tolonlar, aynı sözleri söylüyor, aynı mantıkla "Bunlara engel olmazsan bütün Türkiye'de belediyelerin başına mollalar gelecek!" diyor. Tıpkı anayasa mahkemesi ikinci başkanının genelkurmay ziyaretleri gibi, kimbilir yüksek seçim kurulu üyeleri arasında da belirli yerleri ziyaret edenler vardır! Neden olmasın? Ne değişti ki son dört beş yıldır, klasik müzik sanatçılarından, üniversite hocalarına, ordu komutanlarına kadar egemen olan Kemalist Korporatist vesayetçi zihniyetin ortadan kalktığını var sayıyoruz? Mevcut genelkurmay başkanı çok değil geçen Eylül'de bu Hurşit Tolon'u, tutuklu iken tutukevinde bir garnizon komutanına ziyaret ettirmemiş miydi? 3/17/2009 Gerçek yetmeyince….Haber 7’nin bir haber başlığı:
Haberin ayrıntılarını birinci sayfada, başlıkta vermemek, nasıl bir gazetecilik anlayışıdır; bilmem. Ama daha vahimi, ikinci cümle.. Birinci cümlede “Adana'da bir taksi şoförü, iki kişi tarafından gasp edildikten sonra boğazı kesilerek öldürüldü” deniliyor. Vahşete bakın! Hayır cümledeki öznesiz gasp fiilini kastetmiyorum. Bir şoför nasıl gasp edilir! Olsa olsa insanın parası, ceketi, cüzdanı, otomobili gasp edilir! Haydi galat-ı meşhur sınıfından, hoş görelim bu ifadeyi. Vahşet, Haber 7 editörünün Türkçeyi katli değil; iki kişinin bir taksi şoförünü önce soyup, sonra da (soygunun tanığı olduğu cihetle) öldürmeleri ve bunu adamcağızın boynunu keserek yapmaları. Fakat Haber 7 editörü için buraya kadar olanlarda bir ilginçlik yok. Asıl ilginçlik ayrıntıda: İlginç de bir ayrıntı çıktı. Buraya kadar olanlar eğer size bu haberi okumak için ilgili link’i tıklama arzusu vermedi ise, editörün gizlediği ayrıntı size bunu yaptırtabilir. Tıklayıp ilginç ayrıntıyı okuyun! Allah sabredenleri sever! Ya sabır! Ya Türkçe.. Ya gazetecilik! Sabır! 3/4/2009 Askerî müdahale devam ediyor.. Çünkü..
Özetle.. Çünkü... Mevcut korporatist rejimi devam ettiren ana öge, bu koalisyonun ana ortağı TSK'dır! Bu denklemden TSK'yı çıkarttığınız anda korporatizm, patır-patır çöker. 3/2/2009 Bok tarlasında bir gelincik olmak. Bok tarlasında gelincik yetiştirmek. Var mıdır bunun bir mümkünü?Taraf gazetesi yazarı Gökhan Özgün, Fatih Altaylı’ya ve çıkarttığı yeni gazeteye “hoşgeldin!” diyor;
Darbeciler yargılanmalıİşte son 30 yılın en güzel haberi: O kadar güzel ki... Bu ipucu sürdürülürse, etkisi Ergenekon davasından bile daha kalıcı ve olumlu sonuçlar alınır. Haberin ayrıntısı şöyle:
Gerek bu olayda, gerekse Ergenekon davasıyla ilgili idianama ve mahkeme ifadelerinde bir husus var ki, Hakimler ve Savcılar Kurulu denen örgütün, korporatizmin başlıca uygulama araçlarından biri olduğunu ortaya koyuyor. Başka bir şey için gerekmese bile, anayasa değişikliği Anayasa Mahkemesi ve HSYK denen örgütlerin kapatılması için gereklidir. 2/28/2009 Nasıl oluyor da dövüşmeden teslim oluyorlar?Çevik Bir’in “post-modern darbe” emirleriyle ilgili emirleri: 1- Hiçbir kademeye yayınlanmayacak. Peki, o zaman bu emirler nasıl olmuş da saklanmış? Korporatizmi sürdüren asker-sivil aydın-laik merkez, bu kadar çürük müymüş? O zaman şu andaki genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları nasıl oluyor da sivil iradeye karşı dirençlerini açıkça sürdürebiliyorlar? Söz gelimi, savcılar neden Genelkurmay sitesinde son iki üç yılda yayınlanan bildirileri kimin yazdığını ve resmi bir sitede kimin yayınladığını soruşturmuyorlar? Ve en önemlisi, İttihat Terakki’nin son versiyonu, neden vuruşmadan teslim oluyor? 2/16/2009 Neymiş, anti-semitizm yokmuş ülkemizde!
Böyle bir “espri” anlayışı.. Hem de öğretmenlerden! İnsan gözlerine inanamıyor bazen bu ülkede olup bitenlere bakınca! 2/13/2009 Üniformalı İşadamları!
(Üniformalı işadamları, Kemalist korporatizm'in taa 1930'larda koyduğu isimle, "hareketli sermaye" kavramının günümüzdeki görünümüdür.)
|
|||||
|
|