Hakki's profileSemiosisPhotosBlogLists Tools Help

Hakki Ocal

Occupation
Location
Interests
1949 yılında Ankara'da doğdum. Ankara, Kırıkkale ve Yozgat'ta liseyi bitirdim. 1971'de AÜ-SBF'den mezun oldum. 1969 yılında Hürriyet gazetesinin Ankara bürosunda gazeteciliğe başladım.

Hürriyet Haber Merkezi Müdür yardımcısı olarak çalıştım. Daha sonra Yazi İşleri Müdürlüğü'ne atandım. 1975 yılında Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler'de master'a başladım. Sonra doktoraya devam ettim.

1980-81 ders yılında Harvard Üniversitesi'nde Prof. Samuel Huntington'ın başkanı olduğu Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü'nde doktora-sonrası çalışması yaptım.

Sonra Tercüman gazetesi Genel Yayın Müdürü oldum. Orada arzu ettiğim gazeteyi kurmama Nazlı
Ilıcak'ın engel olacağını anlayınca ayrıldım ve Güneş gazetesine Genel Koordinatör oldum.

1985'ten bu yana bütçesini ABD Kongresi'nin verdiği Uluslararası Yayın Kurumu'nda IT uzmanı olarak çalışıyorum.

Evliyim.. Çocuğum yok.

Semiosis

Hakki Ocal
6/29/2009

Başbuğ’a ayar!

image

Burası öyle bir ülke ki, suç delilleri arama sırasında polis tarafından arama yapılan yere yerleştirildi!

Burası öyle bir ülke ki, polis şimdi arama yaparken, suç delillerini kendisinin yerleştirmediğini kanıtlamak için kendi kendisinin videosunu çekiyor.

Başbuğ’un değersiz kağıt parçası dediği yazının da derin devletin suç örgütünün avukatı iken sanığı olan birinin evinde bulunuşu da böyle filme alınmış.

Bu avukatın sanık ilan edilerek evinde-işyerinde arama yapılması kararı eğer durduk yerde, keyfi olarak alınmadı ise bir istihbarata dayalı olarak alınmış olmalı. Ki daha sonra yapılan aramada birisi Genelkurmay’da hazırlandığı öne sürülen bir toplumu biçimlendirme planı olmak üzere bir çok suç kanıtı bulunduğu ifade edildi.

Şimdi eğer bu planı Genelkurmay’da ilgili daireler hazırlamış olabilir mi? Olabilir. Çünkü daha önce de hazırladılar.

Bu seferki planı da yine TSK’nın hazırladığı kuşkusunun toplumda bu kadar kolay oluşmasının sebebi, asker-sivil laik-opizitivist merkez seçkinlerinin, seçilmiş siyasetçiler üzerindeki veto yetkilerinin devamı için ellerinden gelen herşeyi yapmakta olduğu kanısıdır.

Ertuğrul’undan Altaylı’sına, Ekşi’sine, merkez seçkinlerinin tümünün güvencesi, TSK’nın “buna izin vermeyeceği” anlayışı değil mi?

TSK bunu nasıl yapacak? Eskisi gibi zart-zurt darbe yapılamadığı için yargı görüntüsü altındaki kurullar eliyle bir ölçüde yapıyorlar. Ama bu kurullar, ilelebed bu işi götüremez ve “bu gidişe dur diyemez.” Bu gidişe dur demek için, bir yardan mitinglerle, bir yandan derneklerle, bir yandan basın-yayın organları ile  ve arada bir de 28 Şubatlarıyla duruma merkezden müdahale ediyorlar.

Şimdi eğer bu tür hazırlıkların ve uygulamaların içinde olduğu geleneksel olarak bilinen muvazzaflar-emekliler yeni bir plana başvurdularsa, ve bunun “belgesi” ortaya düştü ise, bir anlamda iki elleri çörek kavanozunda yakalandılar demektir. Yapacakları ilk şey “darbenin belgesi olmaz!” hesabınca bu belgeyi reddetmek olacaktır.

Eğer bu belgeyi merkez cuntası hazırlamadı ise, başka cuntaların avukatalığını yapan tecrübeli bir “hukukçu” nasıl olur da eline gelen böyle bir belgeyi saklar! Avukat Serdar Öztürk, bu tür bir belgenin sahte olduğunu ilk bakışta anlar; ve hemen altındaki imza sahibini uyarır; bu belge anında yok edilir. “Hele dursun bir kenarda bakalım kim Dursan ağbi adına belge düzenlemiş!?” denir mi?

Şimdi önce başbakan, sonra adalet bakanı ve günül sonunda da MİT müsteşarı genelkurmay başkanına elbette polisin avukat Serdar Öztürk’ün evinde arama yapmasıyla sonuçlanan istihbaratları aktarmış olmalılar.

Bundan bir şey çıkar mı?

Unutmamak gerekir ki burası aynı zamanda öyle bir ülke ki, genelkurmay başkanları, kağıt üzerinde emirleri altında ama gerçekte kendi denetimleri dışındaki cuntaların korkusuna evden sefertasıyla yemek getirdiler.

6/17/2009

TÜBİTAK’in bir “derin devlet” çetesi olduğu unutulmamalı

image

Kaynak

Ne kadar mükemmel bir zamanlama birader! Emekli subaylardan aldığı “destek” ile işletim sistemi üreten bilim kurumumuz, şimdi de dünyada bir eşi bulunmayan sahte belge makinası yapmış!

Erke Dönergeçi’ni de bunlara yaptırtsa Ergenekon!

Ne işler oluyor yahu..

Ama dediğim(iz) gibi Korporatizm’in böyle kolayca bir iki mahkemeyle, bir iki soruşturma ile ve bir kaç ay gözaltı ve tutukluluk ile yenileceğini sanmıyorduk. Değil mi?

Darbenin belgesi!

image

İki lafından birisi, "irtica'ya karşı ordu güvencesi" tezine dayalı olan, kripto Ergenekoncular, şimdi ağabeylerini, amcalarını, paşalarını nasıl savunacaklarını bilemiyorlar!

Eğer bir "eylem planı" yapılmışsa, bu bilgisayardan çıktı olarak alınmışsa, bunun fotokopisi olsa ne olur? Olmasa ne olur?

Daire başkanı albay, yaptığı toplantılar derlediği öneriler ışığında "Plan"ı oturup elyazısıyla kaleme almadı ya?

Bir bilgisayarda yazdı. O bilgisayar ve dosyalar da--eğer silinmedi ise--hala Genelkurmay ağında ve yedek teyplerinde duruyor olmalı. Aramada bulunan belge fotokopi olsa ne olur Fatih efendi, olmasa ne olur? Bilgisayar çıktısının orijinali ile fotokopisi arasındaki farkı anlatır mısın bize? Öğrenelim?

Bu adamlar herkesi aptal sandıkları için ülkeyi hala 1920'lerin siyasal düzeyinde tutuyorlar, tutmak istiyorlar.

6/13/2009

Deniz Kurmay Kıdemli Albay Dursun Çiçek

Deniz Kurmay Kıdemli Albay Dursun Çiçek’in evi aransa neler çıkar, kimbilir!

Kaynak

5/24/2009

Lafın tamamı aptala söylenir!

Duran ERDOĞAN / Ahitv Haber Sitesi


Atila Erdemir ‘O Esprinin Duayenidir’

Atila Erdemir ‘O Esprinin Duayenidir’

Güldürmek ve gülümsetmek işlevini üstlenenleri genelde komedyen palyaço yada soytarı gibi sıfatların maliki olarak değerlendiriyoruz. Ola ki, bizleri güldüren, gülümseten kişinin yazarlık sıfatı varsa, o zaman düşünme, düşünürken de o konuda çıkartılacak ibretlik kıssa, hisse, daha açıkçası ders olmalı... Aksi halde okur, yazarın anlattıklarını anlayan, gerekli mesajı algılayıp çözemeyen sıradan bir yaratık olmaktan öteye gidemez.

“ Lafın tamamı aptala söylenir” kapak başlıklı bir kitap elime geçti. Önce rastgele açtığım bir kaç sayfada Kurugöl, Dalakçı, Mucur ve Kırşehir gibi yöremizin adlarını gördüm. Düşündürü içerikli ve 240 sayfalık bu kitabı bir çırpıda okudum, güldüm ve düşündüm... Okurken kültürümüzü yeniden yaşayıp, geçmişimizle geleceğimiz arasında gönül köprüsü kurdum. Kitaptaki telefondan yazarı Atila Erdemir’i arayıp uzun - uzun konuşup, tanıştım. Mucur ve Kırşehir Halk Kütüphanelerinde kitaplarını bulamadığımı , mümkünse tarafıma yollamasını rica ettim. 10 kitabından ( mevcudu tükenen birisi hariç ) 9 kitabını yolladı. 10 Mayıs 2008 Cumartesi günü Kırşehir Ahi Tv den kameraman Durmuş Kardeş ve spor spikeri Murat Aydemir’le birlikte yapımcı ve sunulucuğunu üstlendiğim ‘Kültürümüzün 40 Pınarları’ proğramının çekimini bizzat İstanbul Şişli’deki kendi evinde gerçekleştirip, yayınladım. “Kimdir Atila Erdemir ? “ kitaplarının ilk sunuş sayfasındaki “Laf Kıtlığında Asma Budamak“ başlıklı yazılarında kendisini şöyle anlatıyor:

“ Mucur’un Gümüşkümbet köyünde 1933 de doğmuşum. Çocuğun, adamdan sayılmadığı dönemlerin son kalıntısıyım. Şefkatten yoksun büyüdüm. Hep, ortaya ( vasata) razı oldum. Eğitmen Okullarında, Deneme Okullarında, köylerde okudum. Geçer notlarım ucuna eklene eklene günün birinde mühendis oldum. Otuz bir sene iki ay çalıştıktan sonra emekliliğimi istedim. Bir maaşa talim ederek, hep kitap okudum. Yıllardır kitapçıları dolaşarak, Türk Mizahını eve taşıdım, satır satır okudum ve defalarca hatmettim.”

Devamı

5/15/2009

Seeing everything backwards!

image

Source

Of all the places, on NRO, Barbara Lerner writes about "Turkey in the Mirror."

The correct title should be "Turkey in the rear-view mirror" because she sees everything reversed!

I cannot say no more--following WFB's 11th commandment, and assuming Barbara Lerner is a conservative! But after WBF both the NRO and the magazine leave too much to be desired.

 

5/10/2009

Sansüre Sansür.. Mücadele et..

 

Sessiz kalma..

  

SansüreSansür - 01 from adboy on Vimeo.

Kaynak

5/8/2009

Kemalist Korporatizm’in Uygar Çehresi

image

Kaynak

Tümamiral Cem Gürdeniz'in Tarçın isimli köpeğine bakmakla görevlendirilen askerler ise köpeği her gün düzenli olarak dolaştırmak, bakımını yapmak, yedirmek, onu korumak ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak zorundalar. Öyle ki; bu iş için görevlendirilmiş olan Ersin Bayramcı isimli erin, görevi devrettiği Volkan Çangırlı isimli ere yazdığı talimatta köpeğin bakımı hakkında detaylı bilgiler verdiği anlaşılıyor. Talimatta köpeğe bakmakla görevli askerin her gün sabah ve öğle saatlerinde birer saat köpeğe temiz hava aldırması, iki günde bir banyo yaptırması, çöp kutularından uzak tutması ve köpeğin düzenli yemek yemesini sağlaması gerektiği yazılmış.

Obama’nın Beyaz Saray görevlilerine verdiği emri hatırladım bu haberi okurken: “Ailenin köpeği aileye aittir; Beyaz Saray görevlilerinden hiç biri köpeğin bakımı için kızlarıma yardımcı olmayacaktır!”

Sağımız solumuz derin devlet!

“O” Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt. “T” ise Ergenekon Terör Örgütü'nün firari sanığı AKP Balıkesir eski Milletvekili Turhan Çömez:

T: Fakat Türkiye çöküyor yav. Türkiye hiç iyiye gitmiyor inan.
O: Ciddi mi diyorsun?
T: Nasıl bitmiş toplum, nasıl esnaf köylü felaket anlatamam sana... Bugün Osmaniye'de çok vahim bir toplantı yaptım bütün esnaf odaları sivil toplum kuruluşları falan kalabalık.
O: Hı hıh.
T: Bir tanesi kalktı dedi ki, vekilim dedi biz bittik. Şu anda yaptığımız bir tek şey var, cebimizdeki son kuruşu da mermilere ayırdık, hepimiz yastığımızın altında silahımızla duruyoruz ve mermi biriktiriyoruz dedi.
O: Ciddi misin?
T: Vallahi billahi. Bunlar hiç hoş şeyler değil.
O: Hiç hiç hoş değil evet.
T: Ve inan köylü öyle bir borç batağındaki kan ağlıyor. O vaziyette yani.
O: Yani o kısmını zaten görebiliyoruz ve duyuyoruz. Ama bu son söylediğin çok üzücü vahim çünkü. Yani iş artık o noktaya.
T: Bu şeyde Osmaniye'de çok yaygın olarak kullanılan bir argüman. Sen hani bir yerle bir sohbet edeceğim, çay içeceğim diyordun ya.
O: Evet.
T: Bu önemli bir ayrıntı. Yani bu tesbitimi nolur paylaş. Çünkü çok vahim bir tablo var buralarda.
O: Valla onu hemen bir iki gün içinde yaparım. Yani daha sonra düşünüyordum ama o görüşmeleri. Anlaşılan çok beklemek de doğru değil.
T: Evet evet. Çok da doğru değil.
O: Her gün çünkü değişik bir şeylere gebe.
T: Bir paylaşayım istedim yani.
O: Tamam sağol. Çok teşekkür ederim.
T: Ben ararım yine görüşürüz abi.

Tamamı

Eminim ki savcı Osman Paksüt’ün ifadesini alabildiği ilk anda ona “çay içilen” bu kişinin kim olduğunu soracaktır.

Ve yine eminim ki bu kişi, TSK’nın ya yeni emekli olmuş, ya da muvazzaf bir üyesidir.

4/22/2009

"Can humanity survive over the long term without religion?"

Mark:  "Can humanity survive over the long term without religion?" To my way of thinking, that's like asking "Can humanity survive over the long term without music?" Religion, like musical appreciation, is just a feature of the general human personality, arising from the structure of the human nervous system. The religious impulse is more developed in some of us than in others, and a few of us are completely tone deaf (though that's no reason to exclude us from non-musical discussions); but most human beings enjoy a good tune at some level. It's human nature.

 

Keep reading!

4/19/2009

“AKP’ye kalsa Ergenekon çoktan kapanırdı ama bu iş onları aştı”

AKP karşıtlarının savunduğu bir mesele haline döndü Ergenekon. AKP gerçekten Ergenekon’un üstüne gidiyor mu sizce?


Bence AKP’ye kalsa Ergenekon kapanır bile. AK Parti’yi aşan bir irade Ergenekon’un peşinde. Siyaset kurumuyla askeri kurumların anlaşmasını önleyen başka bir irade çalışıyor. AKP’nin de onayı var ayrıca. Ama onaylamasalar bile bu iş sürecek gibi gözüküyor. Çünkü herkes paralel devletini temizledi Türkiye temizlemedi, Güneydoğu’da kullandı. Ve hastalandı Türkiye. Dünya sistemi Ergenekon’u tasfiye ederek Türkiye’yi tedavi ediyor. Ama bunu kendi kendimize yaparak iyileşmemizi istiyorlar. Burası NATO ülkesi. Burada NATO’nun ve Amerika Birleşik Devletleri’nin istemediği hiçbir darbe olmaz. Bu sefer darbeyi yapamadılar, çünkü Amerika istemedi.

Tamamı

4/3/2009

Hala Ergenekon.. Hala aktif!

image

 

ve

image

Haberi okuyalım:

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun içinde bulunduğu helikopter düştüğünde Kayseri Valisi Mevlüt Bilici, ''Bana gelen bilgilere göre, kurtarma ekipleri olay yerine ulaştı. Muhsin Yazıcıoğlu yaralı, şuuru açık. Arkadaşlar kendisini hastaneye ulaştıracaklar. Henüz hastaneye kaldırılmadı''demişti.

Bunun üzerine arama çalışmaları durmuştu. Aradan birkaç saat geçtikten sonra helikopterin bulunamadığı ortaya çıkınca, Vali'nin neden böyle bir açıklama yaptığı kuşku uyandırmıştı.

NTV'ye konuşan BBP MKYK üyesi Selçuk Özdağ, Vali'nin kendisine "Yazıcıoğlu'nun durumu iyi' bilgisini bana askeri bir kaynak verdi. O yüzden bu açıklamayı yaptım" dediğini aktardı.

Kaynak

Ve şu haberle birleştirelim;

BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşının ölümüyle sonuçlanan helikopter kazasıyla ilgili şok bir belge ortaya çıktı. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, helikopter kazasından sadece bir saat sonra yayınladığı basın bülteninde, enkazın yerini tam olarak tespit ettiğini belirtiyor.

Kaynak

Ne sonuca varabiliriz?

Hala Ergenekon, Hala aktif..

Ve bunlarla mücadele etmeyen bir partinin iktidarda olduğunu hatırlayalım!

Halkın yerel seçimlerdeki uyarısına hala sebep arıyor musunuz?

3/26/2009

Artistlik yapma!

image

Uğur Dündar'ın oturup düşünülmüş, hasar-kontrolü amaçlı çıkışını izledik. Herkes bir tepki gösterdi; adalet bakanı "anlayışla" karşıladığını açıkladı. Bence en güzel tepkiyi Aktif Haber okuyucu Tayfun Talipoğlu veriyor:

Sizin bahsettiğiniz şeyler iddianamede yer almıyor. O yazılanları C. Savcısı da yazmış değil. O iftira dediklerinizi yazanlar sizin savunduğunuz ETÖ sanıkları, yandaşlarınızın yazıp iftira ettiklerini niye Başbakana soruyorsunuz anlamadık, Savcı adamların ne çirkin işlerle uğraştığını bunların şantajcılığını ortaya koyuyor, savcı senin hakkını karının namusunu savunuyor ama sen nedense namusunu savunanı değil de yandaşlarını iftiracıları savunuyorsun. Delikanlıysan ETÖ'den şikayetçi ol. Artistlik yapma.

3/24/2009

Puşt bunların hepsi, puşt!

Aşağıda demişiz ki:

Bu yerlerde halkın iradesini çarpıtmak ve AKP'nin oylarını az göstermek, CHP ile MHP'nin hatta DTP'nin oylarını çok göstermek için--hala bir takım kamu kurumları ve özel örgütler içinde faaliyetini bütün hızıyla sürdüren Ergenekon tipi çetelerin eliyle--girişilebilecek hilelerin, düzenbazlıkların yapılabileceğini tahmin etmek de zor değil.

Eksik söylemişiz.. Sandık başındaki Ergenekon çetecisinden önce aslan gibi gazeteciler veya 1938 Basın Kurultayı'nda benimsenen tanımlama ile "devrimin gazeteci erleri" olduğunu unutmuşuz!

İşte AKP oylarını azaltmanın başka bir çaresi:

Kanal B Genel Müdürü Nahit Duru: Size 1.5 - 2 dakikalık bir haber ayırsalardı. O Doğan Grubu da dahil... Şu anda siz kafa kafaya gelmiştiniz.
Kemal Kılıçdaroğlu: Evet
Duru: Önümüzde daha bir hafta 10 gün zaman var. O süre içerisinde de geçerdiniz. Ama bunlar p.şt. Çok ciddi söylüyorum
Kılıçdaroğlu: Tabi... Tabi...
Duru: Ve çok üzülüyorum şimdi, Haberal... Haberal... Bana şu talimatı verdi. Dedi ki, ne yaparsan yap... Ne yaparsan yap...
Kılıçdaroğlu: Evet...
Duru: Bunların (AK Parti'nin) oyunu azaltacak Ankara, İstanbul, İzmir, Adana'nın oyunu artıracak ne p..ştluk biliyorsan hepsini yap dedi. Dedim ki hocam, yani biz tabi bu adamlarımızı çıkaracağız, ama esas Saadet'i (Saadet Partisi'ni) çıkarmak lazım. Niye dedi. Dedim bunlarda CHP'ye oy 1 gidecekse Saadet'e 3 gitme ihtimali var.
Kılıçdaroğlu: Evet...
Duru: Çıkarabilir miyiz dedi. Dedim ki Ertan Yülek'i tanıyorum konuşurum çıkarırız. Ertan'ı ben de tanıyorum dedi. O zaman siz konuşun dedim.
Kılıçdaroğlu: Ben de tanıyorum.
Duru: Ertan abiye açtım telefonu Saadet Partisi'nden istediğim adamı, Genel başkanları dahil getirdim. Buraya getirdim ve 1000'in üzerinde SMS geldi Saadet Partisi genel başkanına. Ve ben inanıyorum ki en az bir puan artırdı.

Kaynak

(Bu şeref de Erbakan'a ve kızına yeter de artar bile!)

Yüksek Seçim Kurulu üyeleri bal gibi Türkçe biliyorlar.. Ama amaçları başka..

İhsan Dağı, Zaman'da çıkan "YSK üyeleri ya Türkçe bilmiyorlar, ya da amaçları başka" başlıklı yazısında, şöyle diyor:

YSK kararı, '298 sayılı kanunun 87. maddesi uyarınca, seçmenin kimliğinin tespiti amacıyla düzenlenmiş belgelerde; TC kimlik numarasının bulunması zorunlu hale getirildiğinden' söz ediliyor.

Şimdi 87. maddeyi okuyalım: 'Sandık seçmen listesinde yazılı seçmenin kimliği, nüfus hüviyet cüzdanı VEYA kimlik tespiti amacıyla düzenlenmiş ve Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını taşıyan resmi belgelerle belirlenir. Hangi resmi belgelerin kimlik belirlenmesinde kabul edileceği, Yüksek Seçim Kurulu'nca seçimlerin başlangıcında tespit ve ilan edilir.'

Bunda anlaşılmayacak ne var? TC kimlik numarası istenilen belge nüfus hüviyet cüzdanı değil, kimlik tespiti amacıyla düzenlenen 'diğer' resmi belgeler. Kanun koyucu zaten nüfus hüviyet cüzdanını seçmenin kimliğinin belirleneceği temel belge olarak kabul etmiş. YSK'nın 'tespit ve ilan edeceği' resmi belgelerin arasında yok nüfus cüzdanı.

Anlaşılan 'VEYA'nın ne anlama geldiğini çözememiş YSK üyeleri. Açıp baksalardı bir TDK sözlüğüne: 'Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilir. Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olursa kullanılır.' Anlaşılmayacak bir şey var mı? Aynı değerde olan iki şeyden birinin önüne gelir ve bunlardan birini seçersin.

Yasa maddesinde o iki şey ne? Birisi nüfus hüviyet cüzdanı. Varsa, seçmenin kimliğini bununla belirlersin. 'Veya' diğer kimlik belgeleriyle belirlensin ki onlarda TC kimlik numarası olmalı.

TC yüksek yargıçlarının bunu anlayamadıklarını düşünemiyorum. Buna inanamam.

Doğrudur, kimse inanmaz buna. Kemalist Korporatizm'in devamını sağlamakla görevli ve amaçla birinci vazifesi hukuk üretmek olan kurumlardan Yüksek Seçim Kurulu isimli olanının yasaya ve mantığa açıkça zıt bir kararı neden aldığını anlamak için aldığı ikinci karara bakmak gerekir. YSK, sandık başında görev yapacak parti gözlemcisi kadınların İslamî bir tarzda giyinmesini yasaklamakla, seçime hile karıştırmaya şahit olabilecek parti temsilcisi sayısını azaltmak istemeekte değil midir? Bazı yerlerde bazı partilerin başı açık kadın gözlemci bulamadıkarını göreceğiz üç gün sonra! Bu yerlerde halkın iradesini çarpıtmak ve AKP'nin oylarını az göstermek, CHP ile MHP'nin hatta DTP'nin oylarını çok göstermek için--hala bir takım kamu kurumları ve özel örgütler içinde faaliyetini bütün hızıyla sürdüren Ergenekon tipi çetelerin eliyle--girişilebilecek hilelerin, düzenbazlıkların yapılabileceğini tahmin etmek de zor değil.

Amaç, daha önce bir çok kere denenen ve Ergenekon belgelerinde, iddianamelerde ve sızdırılan telefon görüşmelerinde örnekleri bulunan tarzda, AKP'nin seçimleri kazanmasını önlemektir. Bir kişi nüfus cüzdanında numara yazmadığı için oy veremese, kârdır Kemalist Korporatizm için. Bu mahallî seçimler Ergenekon soruşturması ve Türk halkının mevcut şekliyle TSK'ya kadşı güveninin bir tür referandumu niteliği kazandığı için, AKP oylarının mümkün olduğu kadar az çıkmasını sağlamak, birinci amaçtır Ergenekon'un hala devam eden kanatları için.

Bir jandarma komutanı veya ordu komutanı emekli oldu ve foyaları ortaya döküldü diye, bu işler tümüyle bitti mi sanıyorsunuz?

3/21/2009

Son çırpınışları..

image

Yine bir sözüm-ona “yüksek” kurul; yine bir halk egemenliğini kısıtlamaya yönelik karar..

Ama bana öyle geliyor ki, Ergenekon soruşturmaları (yargılamaları değil.. Çünkü mahkemelerin hala Kemalist Korporatizm’in etki alanında olduğu görünüyor) ile birleştirilince, bu yerel seçimlerin aldığı referandum niteliği sebebiyle, seçim sonrası dönem tam bir hesaplaşma dönemi olabilir.

Hala korporatizm’in çarpışmadan çekilmeyeceği korkumu koruyarak, çok aydınlık bir geleceğin de ilk işaretlerini görmüyor değilim.

3/18/2009

Telefonu açar ordu komutanı, "Bana bak vali, o emniyet müdürüne söyle ayaklarını keserim haa!" der, tak kapatır

Eski Ege Ordu Komutanı.. Eski 1'nci Ordu komutanı.. 2001 yılında Orgeneral olmuş.. 2004 yılında, yani şurada 4-5 yıl önesine kadar, TSK'nın beş-altı en büyük komutanından biri imiş..

Hurşit Tolon.. Ses kayıtlarına bakın:

Celalettin’i emniyet genel müdürünü sıkar yaa. Şeyi sıkar yaaa Vali’yi...."

"Şimdi bakınız o Çevik Bir’i niye kıvırttırıyor Sayın Kıvrıkoğlu istemedi. İstemez. Ben Çetin’i çok severim ama Ankara’da olmasını istemem niye? Dizginleyemem. Haaa o zaman molla gelir...”

"Molla geldi, bu ordunun başına bir molla gelmiştir. Kim ne derse desin. Ondan sonra bizim şeyimiz bozuldu..."

Celalettin dediği İstanbul Emniyet müdürü.. Vali dediği İstanbul valisi.. Molla dediği, genel kurmay başkanı.. Ki "molla" dediği kişi, sivil irade ile seçilmiş hükumetin, meclisin karşısına Anayasa Mahkemesini, savcıları, sanayi odalarını diken kişi!

Peki ne değişti? Ne gibi bir değişiklik oldu ki, şimdi 2009'da TSK'nın en üst beş-altı üyesinin bu zihniyette olmadığı gibi bir iyi niyet besleyebilelim?

Nereden biliyoruz seçime üç gün kala, Yüksek Seçim Kurulu denen bir diğer yüksek kurul eliyle, malum kişi ve kuruluşların nüfus cüzdanlarında vatandaşlık numarası yazması zorunluğunu getirmediklerini?

Seçime yaklaştıkta, mahalli seçim olmasına rağmen, CHP'nin de, MHP'nin de tamamen eriyeceği anlaşılıyor ve buna karşı kimbilir nerelerde "molla" edebiyatı bütün hızıyla sürüyor. Bizim bilmediğimiz yerlerde, başka Hurşit Tolonlar, aynı sözleri söylüyor, aynı mantıkla "Bunlara engel olmazsan bütün Türkiye'de belediyelerin başına mollalar gelecek!" diyor.

Tıpkı anayasa mahkemesi ikinci başkanının genelkurmay ziyaretleri gibi, kimbilir yüksek seçim kurulu üyeleri arasında da belirli yerleri ziyaret edenler vardır!

Neden olmasın? Ne değişti ki son dört beş yıldır, klasik müzik sanatçılarından, üniversite hocalarına, ordu komutanlarına kadar egemen olan Kemalist Korporatist vesayetçi zihniyetin ortadan kalktığını var sayıyoruz?

Mevcut genelkurmay başkanı çok değil geçen Eylül'de bu Hurşit Tolon'u, tutuklu iken tutukevinde bir garnizon komutanına ziyaret ettirmemiş miydi?

3/17/2009

Gerçek yetmeyince….

image

Haber 7’nin bir haber başlığı:

“Adana'da bir taksi şoförü, iki kişi tarafından gasp edildikten sonra boğazı kesilerek öldürüldü. İlginç bir de ayrıntı çıktı..”

Haberin ayrıntılarını birinci sayfada, başlıkta vermemek, nasıl bir gazetecilik anlayışıdır; bilmem. Ama daha vahimi, ikinci cümle..

Birinci cümlede “Adana'da bir taksi şoförü, iki kişi tarafından gasp edildikten sonra boğazı kesilerek öldürüldü” deniliyor. Vahşete bakın!

Hayır cümledeki öznesiz gasp fiilini kastetmiyorum. Bir şoför nasıl gasp edilir! Olsa olsa insanın parası, ceketi, cüzdanı, otomobili gasp edilir! Haydi galat-ı meşhur sınıfından, hoş görelim bu ifadeyi.

Vahşet, Haber 7 editörünün Türkçeyi katli değil; iki kişinin bir taksi şoförünü önce soyup, sonra da (soygunun tanığı olduğu cihetle) öldürmeleri ve bunu adamcağızın boynunu keserek yapmaları.

Fakat Haber 7 editörü için buraya kadar olanlarda bir ilginçlik yok. Asıl ilginçlik ayrıntıda: İlginç de bir ayrıntı çıktı.

Buraya kadar olanlar eğer size bu haberi okumak için ilgili link’i tıklama arzusu vermedi ise, editörün gizlediği ayrıntı  size bunu yaptırtabilir. Tıklayıp ilginç ayrıntıyı okuyun!

Allah sabredenleri sever! Ya sabır! Ya Türkçe.. Ya gazetecilik! Sabır!

3/4/2009

Askerî müdahale devam ediyor.. Çünkü..

image

ARAŞTIRMACI yazar Serdar Şen, 28 Şubat Post Modern darbenin üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen biçimsel farklılıklar yaşansa da askerin siyasete müdahalesi sürdüğünü söyledi. “Geçmişten Geleceğe Ordu” ve “Cumhuriyet Kültürünün Oluşum Sürecinde Bir İdeolojik Aygıt Olarak Silâhlı Kuvvetler ve Modernizm” kitaplarının yazarı Şen, 28 Şubat’ın 12. yılında askerin siyasete müdahalesini değerlendirdi. Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin (TSK) kendi içindeki yapısal dönüşümüyle birlikte siyasal alana müdahalesinin 12 Eylül’deki açık darbeden farklı olarak, 28 Şubat’la birlikte değiştiğini belirten Şen, ‘Post Modern’ olarak adlandırılan bir tarza yönelindiğini ve asıl önemli olanın ise bu değişikliğini gerekçelerinin olduğunu vurguladı. 12 Eylül 1980’de ordu sistemin rejim krizini aşarken kendisini ifade etme araçlarını farklılaştırdığını iddia eden Şen, ordunun siyasal etkinliğini asla kaybetmediğini kaydederek, “Daha önceden içe yönelik bir süreçte müdahale yaşanırken bölge stratejilerindeki gelişmesinin etkisiyle ordu dış dünyaya bakışla kendini besler hale geldi” dedi.

Türk’ün konuşmasına yapılan açıklamanın 28 Şubat’ın nasıl elbise değiştirdiğine Şen şöyle örnek veriyor: “En çarpıcı örneklerinden birisi –tarz değişikliği gibi görünmekle birlikte özde değişiklik olmadan- e-muhtıra’dır. Biçimsel değişikliklerin önemli olduğunu düşünmüyorum. Biçimsel farklıların daha fazla demokratikleşme ya da antidemokratikleşmeye kaydığı algısı doğru değil.”

Kısa vadede arka plandaki dinamiklerin “açık darbe” olarak gündemde olmayacağını düşünen Şen, “Ancak buna karşılık hukuk alanındaki gelişmelere basın açıklamaları üzerinden müdahaleler ya da son olarak Ahmet Türk’ün Meclis’teki Kürtçe konuşmasına yapılan açıklamalar daha çok kamuoyunda algılamasının kaymış olduğu noktaya doğru yani medyayı merkeze alan açıklamalar ön planda” diye konuştu.

Bir süre daha bu durumun bu şekilde seyredeceğini dile getiren Şen, “Fakat özellikle ekonomik krizin daha da derinleşmesiyle hiç beklenmedik takdirde e-muhtıra, basın açıklaması ya da bildiriler yetmeyebilir, dengeler tepe taklak olabilir. Yani biçimsel kaygılarla bakmak yanlış” şeklinde konuştu.

Kaynak

Özetle.. Çünkü... Mevcut korporatist rejimi devam ettiren ana öge, bu koalisyonun ana ortağı TSK'dır! Bu denklemden TSK'yı çıkarttığınız anda korporatizm, patır-patır çöker.

3/2/2009

Bok tarlasında bir gelincik olmak. Bok tarlasında gelincik yetiştirmek. Var mıdır bunun bir mümkünü?

Taraf gazetesi yazarı Gökhan Özgün, Fatih Altaylı’ya ve çıkarttığı yeni gazeteye “hoşgeldin!” diyor;

“… Dün, aynı pişkinlik, aynı şişkinlik, şerit değiştirdi ve ‘değişik’ bir zeminde gaza bastı. Bu pişkinliğin adı Fatih Altaylı.
Atom bombasından bile sağ çıkacak genlere sahip Fatih Altaylı, Haber Türk’teki ilk yazısına, “Bugün benim için 2 Nisan 2007. Neden mi? Anlatayım” diye başlıyor.
Fatih Altaylı hakikatinin Haber Türk’ün köşesinden tekrar ‘sırıtmaya’ başladığı bugün, benim için 19 Ocak 2007’dir. Hrant Dink’in öldürüldüğü gündür. Neden mi? Ben de anlatayım. Madem Fatih Altaylı utanmıyor, pişiriyor, şişiriyor, anlatıyor. Ben de anlatayım. Bana olanı, olduğu gibi anlatayım, …”

Devamı

Darbeciler yargılanmalı

İşte son 30 yılın en güzel haberi:

image

O kadar güzel ki... Bu ipucu sürdürülürse, etkisi Ergenekon davasından bile daha kalıcı ve olumlu sonuçlar alınır.

Haberin ayrıntısı şöyle:

AVRUPA İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 12 Eylül askeri darbesinin lideri Kenan Evren hakkında iddianame hazırladığı için meslekten ihraç edilen savcı Sacit Kayasu’ya iade-i itibar yaparken, darbecilere yargılama yolunu açan önemli bir karar aldı. AİHM kararında, darbeciler hakkında dava açılması için iddianame hazırlayan Kayasu’ya ceza verilmesinin ‘acil sosyal ihtayaç şartını içinde barındırmadığını’ belirterek, ‘Bu uygulama, ifade özgürlüğünü zaafa uğratan önceki Türk Ceza Kanunu’nun 159. maddesi tarafından silahlı kuvvetlere verilen artan bir korumadır’ dedi. AİHM kararında şöyle denildi:
DİĞER SAVCILARA GÖZDAĞI
‘BUNDAN
başka, devletin hukuk hizmetine ait bir kamu görevlisine, bu tarzda bir cezai müeyyide uygulanması, tabii olarak, sadece ilgili kamu görevlisi nezdinde değil, bütünüyle bu görevde olanlar üzerinde kaçınılmaz olarak korkutucu etki yaratacaktır. (...) Mahkeme sonuç itibariyle, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına, silahlı kuvvetler aleyhine suç işlediği ve dolayısıyla mesleğinden daimi olarak çıkarılması ve hukuk alanında çalışmasının yasaklanması gerektiği yönünde bir kabul ve cezai müeyyide ile karışılmasının amaçlanan herhangi bir haklı yarar ile orantısız olduğu ve dolayısıyla 10. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir.’
DARBECİLER KORUNAMAZ
KONUYLA
ilgili star’ın sorularını yanıtlayan eski savcı Kayasu, ‘Bu karar tarihi önemde bir karar. Bundan sonra hakimler ve savcıların yapacağı işlemlere ışık tutan bir karar. Aynı zamanda HSYK, Adalet Bakanlığı, Yargıtay’a, hepsine ışık tutan bir karar’ dedi. Kayasu, ‘AİHM, ‘söz konusu olayın Anayasanın koruması altında olması bile bu iddianamenin tanzimine engel değildir. Darbeler, darbeciler korunamaz’ dedi’ diye konuştu. AİHM, kararında kendisine verilen ihraç kararının ‘diğer savcıları da yıldırmaya yönelik eylem’ olarak değerlendirildiğini ifade eden Kayasu, ‘Sadece benim açtığım davaya atıf yapmıyor, başka savcılar da darbeyi dava edebilir diyor’ dedi. Kayasu, AİHM kararına uyulmaması halinde Avrupa Konseyi’nin Türkiye’yi uyaracağını belirterek, ‘Türkiye ısrar ederse Avrupa Konseyi’nden çıkartır’ dedi. Kayasu, AİHM’in Türkiye’nin ödemeye mahkum ettiği 41 bin euro tazminatı ise 13 Şubat’tan başlamak kaydıyla 3 ay içinde eline geçeceğini de sözlerine ekledi.

Kaynak

Gerek bu olayda, gerekse Ergenekon davasıyla ilgili idianama ve mahkeme ifadelerinde bir husus var ki, Hakimler ve Savcılar Kurulu denen örgütün, korporatizmin başlıca uygulama araçlarından biri olduğunu ortaya koyuyor. Başka bir şey için gerekmese bile, anayasa değişikliği Anayasa Mahkemesi ve HSYK denen örgütlerin kapatılması için gereklidir.

2/28/2009

Nasıl oluyor da dövüşmeden teslim oluyorlar?

Çevik Bir’in “post-modern darbe” emirleriyle ilgili emirleri:

1- Hiçbir kademeye yayınlanmayacak.
2- Kesinlikle fotokopi yapılmayacak.
3- Hiçbir kimseye gösterilmeyecek.
4- Devamlı kilitli kasada bulunacak.
5- Yapılması gereken hususlar bizzat Bölge Komutanı tarafından yapılacak.
6- Yapılan bütün çalışmalar bu dosyanın ekinde bulundurulacak.

Kaynak

Peki, o zaman bu emirler nasıl olmuş da saklanmış?

Korporatizmi sürdüren asker-sivil aydın-laik merkez, bu kadar çürük müymüş?

O zaman şu andaki genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları nasıl oluyor da sivil iradeye karşı dirençlerini açıkça sürdürebiliyorlar?

Söz gelimi, savcılar neden Genelkurmay sitesinde son iki üç yılda yayınlanan bildirileri kimin yazdığını ve resmi bir sitede kimin yayınladığını soruşturmuyorlar?

Ve en önemlisi, İttihat Terakki’nin son versiyonu, neden vuruşmadan teslim oluyor?

2/16/2009

Neymiş, anti-semitizm yokmuş ülkemizde!

 

image

Kaynak

Türk Eğitim-Sen Kayseri Şubesi üyeleri, İsrail'in Filistin'de gerçekleştirdiği saldırılara ilginç bir şekilde tepki gösterdi.

Cumhuriyet meydanında Azerbaycan Özgürlük Anıtı önünde gerçekleştirilen eylemde sendika üyeleri "İkinci Dünya Savaşı'nda Yahudileri katleden Hitler'in yaptıkları İsrail'in yaptıklarının yanında az kalırmış" diyerek Hitler'in ruhuna helva dağıttı.

Kar yağışı altında gerçekleştirilen eylemde konuşan Şube Başkanı Ali İhsan Öztürk, esprili bir şekilde İsrail'i protesto ederek, "Dün bir rüya gördüm; rüyamda Hitler Bey, "sizler beni hep başkalarının gözü ile tanıdınız. Haydi, ben kötü biri, kötü şeyler yapmış olabilirim. Ancak Fransa'nın Cezayir'de, Çin'in Doğu Türkistan'da, Yankilerin Amerika'da, Rusların Kafkaslarda, Ermenilerin Karabağ'da, Bush'un Irakta, Şaron'un Filistin'de yaptıkları karşısında benimki devede kulak kalır. Bunlar yaptıkları her katliamda kasıtlı olarak benim adımı öne sürüp kendilerini masum göstermeye çalıştılar. Sizler de bu propagandaya kandınız ve günahımı aldınız. Sizlere hakkımı helal etmiyorum. Ancak bir yolla helal edebilirim; Kayseri Cumhuriyet Meydanı'nda ruhuma helva dağıtırsanız." ifadelerini kullandı.
(CİHAN)

Böyle bir “espri” anlayışı.. Hem de öğretmenlerden! İnsan gözlerine inanamıyor bazen bu ülkede olup bitenlere bakınca!

2/13/2009

Üniformalı İşadamları!

image

 

image

Kaynak

(Üniformalı işadamları, Kemalist korporatizm'in taa 1930'larda koyduğu isimle, "hareketli sermaye" kavramının günümüzdeki görünümüdür.)

 
There are no photo albums.